Allah Kuran'da tüm iman edenler için Peygamberimiz (sav)'de "çok güzel örnekler" olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle, Peygamber Efendimiz (sav)'in günlük yaşamı tüm Müslümanlar için çok önemli ve değerlidir. Salih müminler günlük hayatlarının Peygamberimiz (sav)'in hayatına benzemesi için özen gösterirler. Hz. Muhammed (sav)'in bir gününü nasıl geçirdiği, hangi yemekleri sevdiği, bunları nasıl yediği, ne tarz kıyafetleri olduğu, saçlarını nasıl şekillendirdiği, temizlik konusundaki hassasiyeti, sohbetleri, Müslümanlara ve diğer insanlara nasıl davrandığı müminler için çok kıymetli bilgilerdir.

Peygamberimiz (sav) ve ashabının (sahabelerin, yakın çevresinin) yapmış olduğu amel ve fiiller, sünnet olarak adlandırılır ve tüm Müslümanlar bu sünnete uygun yaşamakla mükelleftir. Hz. Adem'den itibaren gönderilen tüm elçilerin üstün ahlakları ve diğer insanlara örnek olacak yaşamları vardır Peygamber Efendimiz (sav)'in bildirdiğine göre, tüm elçiler Rabbimiz'in güzel ahlak, heybet, hikmet, etkili hitabet, asalet ve nur ihsan ettiği kutlu insanlardır. Bu mübarek şahısların yaşamları, toplumlara ışık tutan adetleri ve edepleri de onların sünnetidir. Peygamberimiz (sav) hadis-i şeriflerinde, tüm peygamberlerin ve gönderilen elçilerin sünnetlerinin birbirine benzer olduklarını haber vermiştir. Peygamberimiz (sav)'in sünneti de peygamberler silsilesinin sünnetidir ve "Sünnetlerin en güzeli Muhammed (sav)'in sünnetidir" hadisinde buyrulduğu gibi, bunların en güzelidir.

Kuran'da da tüm peygamberlerin aynı soydan geldikleri, aynı inanç ve ahlak üzerine oldukları haber verilir:

Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rab'bin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. Ve ona İshak'ı ve Yakup'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davut'u, Süleyman'ı, Eyyüp'ü, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olurdu. Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir... (En'am Suresi, 83-89)

İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail'in (Yakup'un) soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (Meryem Suresi, 58)

Hz. Musa'ya vahyedilmiş olan Tevrat detaylı olarak incelendiğinde, içinde Peygamberimiz (sav)'den önce yaşamış olan elçilerin ve nebilerin hayatlarıyla, ahlaklarıyla ve sünnetleriyle önemli bilgiler olduğu görülür. Günümüzdeki Tevrat, zaman içinde tahrif olmuş ve çeşitli bozulmalara uğramıştır. Tevrat'ta yer alan bilgilerin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu anlamak ise, Kuran ve sünnet ışığında bu bilgileri değerlendirmekle mümkündür. Peygamberimiz (sav)'in sünnetine benzerlik gösteren ve Kuran ayetlerine uygun Tevrat açıklamaları, doğru olduğuna hüsnü zan edilen açıklamalardır. Bu bakış açısıyla incelendiğinde, Tevrat'ta anlatılan peygamber sünnetleriyle, Peygamberimiz (sav)'in mübarek sünneti arasındaki benzerlikler de ortaya çıkacaktır.

Kitabın bu bölümünde, alemlere nur olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (sav)'in sünnetine benzeyen ve bu sünnete uygun Tevrat açıklamaları yer almaktadır.

Tevrat'ta Tarif Edilen Kıyafet Şekilleri

Takke takılması:     

Takke giyerdi. Bazen onu sarığın altından bazen de tek giyerdi. Bazen de onu çıkartıp başına ve alnına şal bağlardı. (Tirmizi, Şemail'de, s. 9; Buhari, cilt 4, s. 248)

Mübareğin elbisesinin çoğu beyaz idi. Takkesinin üzerine sarık bırakırdı. Gömleğini sağ taraftan giymeye başlardı. Cuma gününde giydiği özel bir elbisesi vardı. (el-Menakib, cilt 1, s. 145; ed-Daaim, cilt 2, s. 207)

Resulullah (sav) çizgili takke takardı. (el-Mekarim, cilt 1, s. 137; ed-Daaim, cilt 2, s. 159)

Harun'un oğullarına mintanlar, kuşaklar, görkem ve saygınlık kazandıracak başlıklar yap. (Mısır'dan Çıkış, 28:40)

Bellerine kuşak bağla, başlarına başlık koy. Kalıcı bir kural olarak kahinlik onların işi olacak. Böylece Harun'la oğullarını atamış olacaksın. (Mısır'dan Çıkış, 29:9 )

Harun'un oğullarını öne çıkardı, onlara mintan giydirdi, bellerine kuşak bağladı, başlarına başlık koydu. Musa herşeyi Rab'bin buyurduğu gibi yaptı. (Levililer, 8:13)

Gömlek giyilmesi:

Gazali, İhyau'l-Ulum kitabında şöyle diyor: Resulullah (sav) kendisi için hazırlanan her türlü elbiseyi giyerdi. Gömlek, cüppe, şal, vs. (Gazali, İhyau'l-Ulum)

Onu gömleğinin üzerine bağlıyordu, bazen namaz ve namaz dışında açıyordu. (Gazali, İhyau'l-Ulum)

Gömleğini sağ taraftan giymeye başlardı. (el-Menakib, cilt 1, s. 145; ed-Daaim, cilt 2, s. 207)                           

İnce ketenden işlemeli bir mintan* doku, ince ketenden bir sarık, bir de nakışlı kuşak yap. (Mısır'dan Çıkış, 28:39)

* Mintan: Yakasız, uzun kollu erkek gömleği.

Harun'un oğullarını öne çıkarıp onlara mintan giydir. (Mısır'dan Çıkış, 29:8)

Oğullarını getirip mintanları giydir. (Mısır'dan Çıkış, 40:14)

Harun'a mintanı giydirdi, beline kuşağı bağladı, üzerine kaftanı, onun üzerine de efodu* giydirdi... (Levililer, 8:7)

* Efod: Entarinin üzerine giyilen bir tür kıyafet.

Ketenden kıyafetler kullanılması:

İbn-i Şehri Aşub Menakib kitabında şöyle rivayet etmiştir: "(Hz. Muhammed) Aynı şekilde pamuk ve ketenden dokunmuş elbiseler giyerdi. Mübareğin elbisesinin çoğu beyaz idi..." (el-Menakib, cilt 1, s. 145; ed-Daaim, cilt 2, s. 207)

Mekarimu'l-Ahlak kitabında ise şu rivayete yer verilmektedir: "Keten, peygamberlerin giysilerinden idi." (el-Mekarim, cilt 1, s. 118)

Harun'la oğulları için ince ketenden ustaca dokunmuş mintanlar, sarıklar, süslü başlıklar, ince keten çamaşırlar, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı kuşak yaptılar; tıpkı Rab'bin Musa'ya buyurduğu gibi. (Mısır'dan Çıkış, 39:27-29)

... Onlara keten çamaşırlar yap. Boyu belden uyluğa kadar olacak. Harun'la oğulları Buluşma Çadırı'na girdiklerinde ya da kutsal yerde hizmet etmek üzere sunağa yaklaştıklarında... bu çamaşırları giyecekler. Harun ve soyundan gelenler için sürekli bir kural olacak bu. (Mısır'dan Çıkış, 28:40-43)

Başlarına keten sarık saracak, keten çamaşır giyecekler. Kendilerini terletecek bir şey giymeyecekler. (Hezekiel, 44:18)

Kutsal keten mintan, keten çamaşır giyecek, keten kuşak bağlayacak, keten sarık saracak. Bunlar kutsal giysilerdir. Bunları giymeden önce yıkanacak. (Levililer, 16:4)

Harun'a mintanı giydirdi, beline kuşağı bağladı, üzerine kaftanı, onun üzerine de efodu giydirdi. Ustaca dokunmuş şeridiyle efodu bağladı. (Levililer, 8:7)

Bilgelik verdiğim becerikli adamlara söyle, Harun'a giysi yapsınlar. Öyle ki, Bana kahinlik etmek için kutsal kılınmış olsun. Yapacakları giysiler şunlardır: Göğüslük, efod, kaftan, nakışlı mintan, sarık, kuşak. Bana kahinlik etmeleri için ağabeyin Harun'a ve oğullarına bu kutsal giysileri yapacaklar. Altın sırma, lacivert, mor, kırmızı iplik, ince keten kullanacaklar. (Mısır'dan Çıkış, 28:3-5)

Sarık kullanılması:

Takkesinin üzerine sarık bırakırdı. (el-Menakib, cilt 1, s. 145; ed-Daaim, cilt 2, s. 207)

Rivayete göre, Peygamberimiz sarığını üç veya beş defa dolayıp bağlardı. (el-Menakib, cilt 1, s. 145; ed-Daaim, cilt 2, s. 207)

Sehab adında bir sarığı vardı ve onu Ali (as)'a bağışladı, Ali (as) bu sarık ile geldiğinde Resulullah (sav) şöyle buyururdu: "Sehab'ın içindeki Ali sizin yanınıza geldi." (Gazali, İhyau'l-Ulum, cilt 2, s. 377)

Ben de Yeşu'nun başına temiz bir sarık sarmalarını söyledim. Başına temiz bir sarık sarıp onu giydirdiler. Rab'bin meleği de onun yanında duruyordu. (Zekeriya, 3:5)

Yapacakları giysiler şunlardır: Göğüslük, efod, kaftan, nakışlı gömlek, sarık, kuşak... (Mısır'dan Çıkış, 28:4)

Başlarına keten sarık saracak, keten çamaşır giyecekler. Kendilerini terletecek bir şey giymeyecekler. (Hezekiel, 44:18)

Cüppe ve kaftan giyilmesi:

Savaş ve normal günlerde astarlı elbise giyerdi. Yeşil renkli ipek sündüs bir cüppesi vardı, mübarek onu giyip beyaz teni ile birleştiği zaman görülmeye değerdi...

Elbiselerinin üzerine giydiği giysisi safran ile boyanmış idi. Bazen o bir tek elbisesi ile millete cemaat namazı kıldırıyordu. Bazen sadece bir tek aba giyiyordu...

Bazen çizgili bedri yemeni, bazen yünden dikilmiş aba (cüppe)yi elbisesinin üstüne atardı. Aynı şekilde pamuk ve ketenden dokunmuş elbiseler giyerdi. (Gazali, İhyau'l-Ulum)

Efodun altına giyilen kaftanı ustaca dokunmuş salt lacivert iplikten yaptılar. Ortasında baş geçecek kadar bir boşluk bıraktılar. Yırtılmaması için boşluğun kenarlarını yaka gibi dokuyarak çevirdiler. Kaftanın kenarını lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nar motifleriyle bezediler. (Mısır'dan Çıkış, 39:22-24)

Harun'la oğullarını Buluşma Çadırı'nın giriş bölümüne getirip yıka. Giysileri al; gömleği, efodun altına giyilen kaftanı, efodu ve göğüslüğü Harun'a giydir. Efodun ustaca dokunmuş şeridini bağla. (Mısır'dan Çıkış, 29:4-5)

Harun'a mintanı giydirdi, beline kuşağı bağladı, üzerine kaftanı, onun üzerine de efodu giydirdi. Ustaca dokunmuş şeridiyle efodu bağladı. (Levililer, 8:7)

Bilgelik verdiğim becerikli adamlara söyle, Harun'a giysi yapsınlar. Öyle ki, Bana kahinlik etmek için kutsal kılınmış olsun. Yapacakları giysiler şunlardır: Göğüslük, efod, kaftan, nakışlı mintan, sarık, kuşak. Bana kahinlik etmeleri için ağabeyin Harun'a ve oğullarına bu kutsal giysileri yapacaklar. Altın sırma, lacivert, mor, kırmızı iplik, ince keten kullanacaklar. (Mısır'dan Çıkış, 28:3-5)

Tevrat'ta Temizliğe Verilen Önem

Mübarek için iki hırka dokumuşlardı bunları sadece namazlarda giyerdi. Ümmetini temizliğe teşvik eder ve temizliği emrederdi.(Kenzü'l-Fuad, s. 285)

Biz Ehl-i Beyt uyumak istediğimiz zaman on şeye riayet ederiz: Taharetli (temiz) olmak... (Felahu's-Sail, s. 280)

Ömer Hattab'ın oğlundan rivayet edilmiştir: Resulullah (sav)'den daha cömert, daha cesur ve daha temiz birisini görmedim. (Mekarim, cilt 1)

Resulullah şöyle buyurmuştur: "Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, zira cennete temizler girer." (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, cilt 1, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 96/2)

Rab Musa'ya, "Git, bugün ve yarın halkı arındır" dedi, "Giysilerini yıkasınlar." (Mısır'dan Çıkış, 19:10)

Sonra Musa dağdan halkın yanına inip onları arındırdı. Herkes giysilerini yıkadı. (Mısır'dan Çıkış, 19:14)

... "Efendim, peygamber senden daha zor bir şey istemiş olsaydı, yapmaz mıydın?" dediler, "Oysa o sana sadece, 'Yıkan, temizlen' diyor." (2. Krallar, 5:13)

Ne zaman Buluşma Çadırı'na girip sunağa yaklaşsalar, Rab'bin Musa'ya buyurduğu gibi orada yıkandılar. (Mısır'dan Çıkış, 40:32)

Bunun üzerine Davut yerden kalktı. Yıkandı, güzel kokular sürünüp giysilerini değiştirdi. Rab'bin tapınağına gidip tapındı... (2. Samuel, 12:20)

... Halkını kirliliğinden arındıracaksın. Öyle ki, aralarında bulunan konutumu kirletip kirlilik içinde ölmesinler. (Levililer, 15:31)

Sonra giysilerini yıkayacak, yıkanacak. Ancak o zaman ordugaha girebilir. Ama akşama dek kirli sayılacaktır. (Çölde Sayım, 19:7)

... Giysilerini yıkayıp kendisi de yıkandıktan sonra ordugaha girecek. (Levililer, 16:28)

Kutsal bir yerde yıkanıp kendi giysilerini giyecek... (Levililer, 16:24)

... Kendilerini günahtan arındırıp giysilerini yıkadılar... (Çölde Sayım, 8:21)

Kutsal, keten gömlek, keten çamaşır giyecek, keten kuşak bağlayacak, keten sarık saracak. Bunlar kutsal giysilerdir. Bunları giymeden önce yıkanacak. (Levililer, 16:4)

Yıkanıp temizlenin... Kötülük etmekten vazgeçin. (Yeşaya, 1:16)

Kutsalla bayağı olanı, kirliyle temizi birbirinden ayırt etmelisiniz. (Levililer, 10:10)

Güzel koku sürülmesi:

Resulullah (sav)'in içinde misk bulunan bir kutusu vardı. Her abdestten sonra hemen onu alıp sürerdi. Evden çıktığı zaman geçtiği her yerde bu güzel koku dağılırdı. (el-Kafi, cilt 1, s. 515; el-Mekarim, cilt 1, s. 44)

Mübareğe esans sunulduğu zaman alıp sürerdi. "Kokusu güzel, taşıması kolaydır." buyururdu. Esans sürmesi için mazereti olsaydı, parmağının ucunu esansa sürmekle yetinirdi. (el-Mekarim, cilt 1, s. 34)

Peygamber Efendimiz (sav)'in torunu Hz. Hasan, onun güzel koku hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir: "Peygamber Efendimiz bize elde ettiğinizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi." (Buhari, et-Tarih'ul-Kebir, cilt 1, 382, n: 1222) 

"Cismi nazif (temiz), kokusu latif (hoş) idi. Koku sürünsün sürünmesin, teni en güzel kokulardan ala kokardı. Bir kimse onunla musafaha etse (el sıkışmak, tokalaşmak, muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini izhar etmek), bütün gün onun rayiha-i tayyibesini (temiz kokusunu) duyardı ve mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse, rahiya-i tayyibesiyle (temiz kokusuyla) o çocuk, sair (diğer) çocuklar arasında malum (bilinirdi) olur idi." (Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, IV. Cüz, Kanaat Matbaası, İstanbul 1331, s. 364-365)

Bunun üzerine Davut yerden kalktı. Yıkandı, güzel kokular sürünüp giysilerini değiştirdi... (2. Samuel, 12:20)

Yıkan, kokular sürün, giyinip harman yerine git... (Rut, 3:3)

Mescitlerin güzel kokması:

Temizliğe çok önem veren, Müslümanların temiz mekanlarda bulunmasını isteyen, güzellikten ve güzel kokulardan, Allah'ın birer tecellisi olarak, çok hoşlanan Peygamber Efendimiz (sav), mescitlerin temiz tutulmasını buyurmuşlardır. Mescitlerin güzel kokmasını ve ibadet için gelen müminlere ferahlık verecek bir ortam oluşmasını isteyen Peygamberimiz (sav), bu amaçla mescitlerde ve camilerde tütsü de yaktırmıştır. Güzel koku amacıyla tütsü yakılması Tevrat'ta da geçmektedir. Aşağıda konuyla ilgili rivayetler ve Tevrat açıklamaları bulunmaktadır:

Peygamberimiz (sav)'in umumi meclislerinde kafur (kafur ağacından elde edilen yağ) veya başka tütsüler yakılır, bu suretle de cemaatin istirahatına dikkat edilirdi. Cuma günleri mescide güzel koku saçılmasını emrederdi. (Ebu Davud; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, XI, 162 vd)

Resulullah (sav) "Evdu'l-Gumari" (ateşinüzerine bırakıldığında güzel koku yayan bir tür bitki) ile buhur verirdi. (el-Mekarim, cilt 1, s. 34)

... Kutsal yer için güzel kokulu buhuru tam sana buyurduğum gibi yapsınlar. (Mısır'dan Çıkış, 31:11)

Rab'bin kendisine buyurduğu gibi üzerinde güzel kokulu buhur yaktı. (Mısır'dan Çıkış, 40:27)

Güzel koku ve buhur canı ferahlatır... (Süleyman'ın Özdeyişleri, 27:9)

Harun her sabah kandillerin bakımını yaparken sunağın üzerinde güzel kokulu buhur yakacak. Akşamüstü kandilleri yakarken yine buhur yakacak. Böylece huzurumda kuşaklar boyunca sürekli buhur yanacak... (Mısır'dan Çıkış, 30:7-9)

Huzurumdaki mayasız ekmek sepetinden bir somun, yağlı pide ve yufka al, hepsini Harun'la oğullarının eline ver. Bunları Benim huzurumda sallamalık sunu olarak salla, sonra ellerinden alıp sunakta yakmalık sunuyla birlikte Beni hoşnut eden koku olarak yak. Bu, Rab için yakılan sunudur. (Mısır'dan Çıkış, 29:23-25)

Rab Musa'ya şöyle dedi: "... Söyle, Bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın. Kandil için zeytinyağı, mesh yağıyla güzel kokulu buhur için baharat. (Mısır'dan Çıkış, 25:2, 6)

Mescitlerin temizliği:

Sıcak bir günde iş sahipleri ve işçiler iş elbiseleriyle camiye gelmişler, cami de küçük olduğu için hava ağırlaşmış ve rahatsız edici olmuştu. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (sav); "Yıkanarak gelmiş olsaydınız daha iyi olurdu." buyurmuşlardır. Ondan sonra da Cuma günleri yıkanmak sünnet olmuştur. (M. Asım Koksal, İslam Tarihi, XI, 162 vd.)

Resulullah (sav)'in mescidi, muntazam silinip süprülüp temizlenirdi. (M. Asım Koksal, İslam Tarihi, XI, 162 vd.)

Tapınak hizmetinden ayrılmayacak, Allah'ının tapınağını kirletmeyecek. Çünkü Allah'ın buyurduğu mesh yağıyla Allah'ına adanmıştır. Tapınağımı kirletmesin. Onları kutsal kılan Rab Benim. Musa Harun'la oğullarına ve bütün İsrail halkına bunları anlattı. (Levililer, 21:12, 23-24)

Odaları temizlemeleri için buyruk verdim. Allah tapınağının eşyalarını, tahıl sunularını, günnüğü yine oraya koydurdum. (Nehemya, 13:9)

Rab'bin tapınağını arındırmak için içeri giren kahinler tapınakta buldukları bütün kirli sayılan şeyleri tapınağın avlusuna çıkardılar... (2. Tarihler, 29:16)

Yedinci gün giysilerinizi yıkayın. Böylece temiz sayılacaksınız. Sonra ordugaha girebilirsiniz. (Çölde Sayım, 31:24)

Sonra giysilerini yıkayacak, yıkanacak. Ancak o zaman ordugaha girebilir. Ama akşama dek kirli sayılacaktır. (Çölde Sayım, 19:7)

Beden temizliğine önem verilmesi:

Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, zira cennete temizler girer. (Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakim'den; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, cilt 2, çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 789)

Resulullah (sav) saçını tarardı, bir çok zamanlar su ile düzeltip ve şöyle buyururdu: "Müminin güzel kokulu olması için su yeterlidir." (el-Müstedrek, cilt 1, s. 59; el-Mekarim, cilt 1, s. 76; Kurbu'l-Esnad, s. 45)

İbn-i Şube, Tuhefu'l-Ukul kitabında rivayet eder: "Temizlik yapmak peygamberlerin ahlakındandır." (Tuhefu'l-Ukul, s. 442)

Naaman'ın görevlileri yanına varıp, "Efendim, peygamber senden daha zor bir şey istemiş olsaydı, yapmaz mıydın?" dediler, Oysa o sana sadece, 'Yıkan, temizlen' diyor." (2. Krallar, 5:13)

Sabun otuyla yıkansam, ellerimi kül suyuyla temizlesem. (Eyüp, 9:30)

Yıkanıp temizlenin, kötülük yaptığınızı gözüm görmesin, kötülük etmekten vazgeçin. (Yeşaya, 1:16)

Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak. Buluşma Çadırı ile sunağın arasına koyup içine su doldur. (Mısır'dan Çıkış, 30:18)

Çekilin, çekilin, oradan çıkın, murdara dokunmayın. Oradan çıkıp temizlenin. (Yeşaya, 52:11)

. Dişleri sütten beyaz olacak. (Yaratılış, 49:12)

Saç ve giyimde bakım:

Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor: "Resul-i Ekrem (sas) saçlarını tarayıp yağladığında..." (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 1, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 58)

Tabersi, Mekarimu'l-Ahlak kitabında rivayet etmiştir: Resulullah (sav) "Mederi" adında özel bir tarak ile saçını tarardı. Çoğu zaman, saçını günde iki kez tarardı." Yine rivayet etmiştir ki; "Saçını taradıktan sonra tarağını döşeğinin altına bırakırdı." (Tabersi Mekarimu'l-Ahlak, cilt 1, s. 34)

Bir gün Peygamber (sav) sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: "Allah kardeşlerinin yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini sever." (İbn Adiyye el-Kamil; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. cilt, çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 679)

Peygamber Efendimiz (sav)'in torunu Hz. Hasan, onun giyim konusu hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir: "Peygamber Efendimiz (sav) bize elde ettiğinizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi." (3131 Buhari, et-Tarih'ul-Kebir, cilt 1, 382, n:1222)

Kahinler başlarını tıraş etmeyecek, saçlarını uzatmayacaklar. Ancak saçlarını kesip düzeltecekler. (Hezekiel, 44:20)

Sonra Musa Harun'la oğulları Elazar'la İtamar'a, "Saçlarınızı dağıtmayın, giysilerinizi yırtmayın" dedi. (Levililer, 10:6)

Öbür kahinler arasından başına mesh yağı dökülen ve özel giysiler giymek üzere atanan başkahin, saçlarını dağıtmayacak, giysilerini yırtmayacak. (Levililer:21:10)

. Giysilerin ince ketenden, pahalı, işlemeli kumaştandı. (Hezekiel, 16:13)

Harun'la oğulları için ince ketenden ustaca dokunmuş mintanlar, sarıklar, süslü başlıklar, ince keten çamaşırlar, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı kuşak yaptılar; tıpkı Rab'bin Musa'ya buyurduğu gibi. (Mısır'dan Çıkış, 39:27-29)

Saçları ve başı yağlamak:

Resulullah (sav) bir çok farklı yağ ile bedenini yağlar, yağlama esnasında sakalından önce başını yağlar ve şöyle buyururdu: "Baş sakaldan öncedir." (el-Mekarim, cilt 1, s. 33)

Mübarek en çok menekşe çiçeği yağı ile bedenini yağlar ve şöyle buyururdu: "Bu yağların en iyisidir." (el-Mekarim, cilt 1, s. 33)

Peygamberimiz (sav) yağ sürmek istediği zaman, önce kaşlarına sonra bıyığına daha sonra burnunun içine götürerek koklar ve sonunda mübarek başına sürerdi. (Tabersi Mekarimu'l-Ahlak, cilt 1, s. 34)

Harun'u kutsal kılmak için başına yağ dökerek meshetti. (Levililer, 8:12)

Başa sürülen değerli yağ gibi; sakaldan, Harun'un sakalından; kaftanının yakasına dek inen yağ gibi. (Mezmurlar, 133:2)

Düşmanlarımın önünde Bana sofra kurarsın; başıma yağ sürersin... (Mezmurlar, 23:5)

Doğru insan bana vursa, iyilik sayılır; azarlasa, başa sürülen yağ gibidir; başım reddetmez onu. Çünkü duam hep kötülere karşıdır. (Mezmurlar, 141:5)

Tevrat'ta Dikkat Çekilen Yiyecek ve İçecekler

Çorba:

Mekarim kitabında rivayet edilmiştir: "Resulullah (sav) bir çok zaman helim (bulgur, et ve suyla yapılan bir çeşit çorba) yerdi. Bazen de sahur yemeği için helimi seçerdi." (el-Mekarim, cilt 1, s. 30)

"Hazreti Peygamberin katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir: Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı." (Ebu Davud, III, 496-497, n: 3840; Nesai, VII, 207-209; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3. baskı, İstanbul, 1998, s. 219)

. Elişa bir peygamber topluluğuyla otururken uşağına, "Büyük tencereyi ateşe koy, peygamberlere çorba pişir." dedi. (2. Krallar, 4:38)

Bir gün Yakup çorba pişirirken, Esav avdan geldi... (Yaratılış, 25:29)

Et:

Hazretin nezdinde en iyi yiyecek et idi. Sulu yemek şeklinde yerdi... Avlanmış hayvanın etinden yerdi. Koyun etinden, omuz, but, ve bilek kısımlarını severdi. (el-Menakib, cilt 1, s.145; ed-Daaim, cilt 2, s. 207)

Mekarim kitabında Resulullah (saa)'ten rivayet edilmiştir: . Hazretin en çok sevdiği yiyecek et idi. Sofradaki yiyecekler arasından ona uzanırdı, tavuk eti ve diğer sahra, kır hayvanlarının, kuşların etini yerdi... (el-Mekarim değişik yerlerde zikretmiştir, s. 26-29-30-31; el-Mehasin, s. 433-459; el-Hisâl; el-Kâfî; el-Müstedrek; ed-Daaim, cilt 2, s. 113)

"Hazreti Peygamberin katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir: Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı." (Ebu Davud, III, 496-497, n: 3840; Nesai, VII, 207-209; Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3. baskı, İstanbul, 1998, s. 219)

"En çok hoşlandığı yiyecek etti." (Ebbuşeyh, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, cilt 2, çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 803) 

Yakup, "Ben ilk oğlun Esav'ım" diye karşılık verdi, "Söylediğini yaptım. Lütfen kalk, otur da getirdiğim av etini ye. Öyle ki, beni mübarek kılasın." (Yaratılış, 27:19)

Sonra Musa, "Akşam size yemek için et, sabah da dilediğiniz kadar ekmek verilince, Rab'bin görkemini göreceksiniz." dedi... (Mısır'dan Çıkış, 16:8)

İshak, "Oğlum, av etini getir yiyeyim de seni mübarek kılayım." dedi... (Yaratılış, 27:25)

Esav da lezzetli bir yemek yaparak babasına götürdü. Ona, "Baba, kalk, getirdiğim av etini ye." dedi, "Öyle ki, beni mübarek kılabilesin." (Yaratılış, 27:31)

Onlara de ki, "Akşamüstü et yiyeceksiniz, sabah da ekmekle karnınızı doyuracaksınız. O zaman bileceksiniz ki, Allah'ınız Rab Benim." (Mısır'dan Çıkış, 16:12)

Hurma:

Mekarim kitabında şöyle rivayet edilmiştir: "... Oruç tuttuğu zamanlar 'taze hurma'nın olduğu döneme denk gelirse, sadece onunla iftar ederdi... Mübareğin yemeği çoğunlukla hurma ve su idi." (el-Mekarim değişik yerlerde zikretmiştir, s. 26-29-30-31; el-Mehasin, s. 433-459; el-Hisal; el-Kafi; el-Müstedrek; ed-Daaim, cilt 2, s. 113)

"Hurmalardan Acve hurmasını severdi." (Ebuşşeyh, Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, cilt 2, çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 803)

Hz. Aişe (ra) ek olarak şunları bildirmiştir: "Kavun, karpuzu, yaş hurma ile yerlerdi." (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, cilt 2, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 552/5)

Hz. Cabir (ra)'den: "Taze hurma ve kavun çok yerlerdi ve 'bunlar güzel meyvedir' derlerdi." (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, cilt 2, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 549/1)

Sonra Elim'e gittiler. Orada on iki su kaynağı, yetmiş hurma ağacı vardı. Su kıyısında konakladılar. (Mısır'dan Çıkış, 15:27)

Davut... Ardından kadın erkek herkese... birer somun ekmekle birer hurma ve üzüm pestili dağıttı. Sonra herkes evine döndü. (2. Samuel, 6:17, 19)

İlk gün meyve ağaçlarının güzel meyvelerini, hurma dallarını, sık yapraklı ağaç dallarını, vadi kavaklarını toplayıp Allah'ınız Rab'bin önünde yedi gün şenlik yapacaksınız. (Levililer, 23:40)

Ekmek:

Ebu Hâzım anlatıyor: "Resullullah zamanında ashabın eleği var mıydı?" dedim. "Aleyhissalâtu vesselâm vefat edinceye kadar elek görmedim" dedi. "Öyleyse elenmemiş arpa ekmeğini nasıl yiyordunuz?" dedim. "Biz onu üflerdik, içindeki kepekten uçan uçardı. Kalan (kepek)leri de su ile yumuşatıp yoğururduk." cevabını verdi." (Kütüb-i Sitte, no: 6945)

Ummi Eymen (ra)'nın anlattığına göre:. Aleyhissalatu vesselam da: "Su eleyip ayırdığın kepeği, öbürüne (un kısmına) geri kat, sonra yoğur (ve ekmek yap)" buyurmuştur." (Kütüb-i Sitte, no: 6946)

Hz. Enes (ra) anlatıyor:. "Resulullah aleyhissalatu vesselam 'besi' yemeği yedi ve sert elbise giydi." (Enes'in ravisi) Hasen'e soruldu: "'Besi' dediğin yemek nedir?" O şu cevabı verdi: "Arpanın iri öğütülmüşüdür, ağızdaki lokmayı kişi, ancak bir yudum su ile yutabilirdi." (Kütüb-i Sitte, no: 949)

Ibnu Abbas (ra) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'in en çok sevdiği yiyecek ekmekten yapılan tirit ve hays (Arapların meşhur bir yemeği)'tan yapılan tirit idi." (Ebu Davud, Et'ime 23, (3783))

Süleyman'ın sarayının bir günlük yiyecek gereksinimi şunlardı: Otuz kor ince, altmış kor kepekli un; onu ahırda, yirmisi çayırda yetiştirilmiş sığır ve yüz koyun; ayrıca geyikler, ceylanlar, karacalar ve semiz kuşlar. (1. Krallar, 4:22-23)

Sonra Musa, "Akşam size yemek için et, sabah da dilediğiniz kadar ekmek verilince, Rab'bin görkemini göreceksiniz." dedi... (Mısır'dan Çıkış, 16:8)

Huzurumdaki mayasız ekmek sepetinden bir somun, yağlı pide ve yufka al, hepsini Harun'la oğullarının eline ver. (Mısır'dan Çıkış, 29:23)

Onlara de ki, "Akşamüstü et yiyeceksiniz, sabah da ekmekle karnınızı doyuracaksınız. O zaman bileceksiniz ki, Allah'ınız Rab Benim." (Mısır'dan Çıkış, 16:12)

Rab'bin söylediklerini yapan İlyas. dereden su içiyor. et ve ekmekle besleniyordu. (1. Krallar, 17:5-6)

Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler. (Yaratılış, 19:3)

Buğday, arpa, bakla, mercimek, darı, kızıl buğday al, bir kaba koy. Bunlardan kendine ekmek yap. Bir yanına uzanacağın üç yüz doksan gün boyunca bu ekmekten yiyeceksin. Her gün belirli zamanda yemen için yirmi şekel ekmek tartacaksın. (Hezekiel, 4:9-10)

Musa Harun'a ve sağ kalan oğulları Elazar'la İtamar'a şöyle dedi: "Rab için yakılan sunulardan artan tahıl sunusunu alın, mayasız ekmek yapıp sunağın yanında yiyin. Çünkü çok kutsaldır. (Levililer, 10:12)

Rab'be şükretmek için, esenlik sunusunu mayalı ekmek pideleriyle birlikte sunacak. (Levililer, 7:13)

Pekmez ve üzüm: 

İbn-i 'Ömer'den rivayettir; sordular ki: "Üzüm özü nasıldır?" Dedi ki: "Sen iç." Öz dedikleri şudur: Üzüm şırasını kaynatırlar, üç paydan iki payı gider, bir payı kalır. (Önder Çağıran, Tıbbi Nebevi, 1. baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996)

Ümeyyi İbni Zeyd anlatır: "Peygamber salla'llahü 'aleyhi ve sellem yemişlerden üzümle kavunu severdi." (Önder Çağıran, Tıbbi Nebevi, 1. baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996) 

Kurallarıma göre yaşar, buyruklarımı dikkatle yerine getirirseniz, yağmurları zamanında yağdıracağım. Toprak ürün, ağaçlar meyve verecek. Bağbozumuna kadar harman dövecek, ekim zamanına kadar bağlarınızdan üzüm toplayacaksınız. Bol bol yiyecek, ülkenizde güvenlik içinde yaşayacaksınız. (Levililer, 26:3-5)

Allah'ınız Rab sizi verimli bir ülkeye götürüyor. Öyle bir ülke ki, ırmakları, pınarları, derelerden tepelerden çıkan su kaynakları vardır; buğdayı, arpası, üzümü, inciri, narı, zeytinyağı, balı vardır. (Yasa'nın Tekrarı, 8:7-8)

Eşkol Vadisi'ne varınca, üzerinde bir salkım üzüm olan bir asma dalı kestiler. Adamlardan ikisi dalı bir sırıkta taşıdılar. Yanlarına nar, incir de aldılar. (Çölde Sayım, 13:23)

Bal:

Hayseme bin Esved Abdu'llah'tan anlatır: "Peygamber aleyhi's-selâm buyurdu ki: 'Kur'ân'dan ve de baldan şifâ edinin.'" (Önder Çağıran, Tıbbi Nebevi, 1. baskı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1996)

"Tatlı ve balı severlerdi." (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, cilt 2, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 552/11)

"Peygamber Efendimiz (sav) bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası gibi içecekleri severlerdi." (Arızat'ül Ahzevi Şerhu Sünen'it Tirmizi, VIII, 89-90, Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemaili, Damla Yayınevi, 3. baskı, İstanbul, 1998, s. 255)

"Şerbetlerin içinde en çok bal şerbetini severdi." (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, cilt 2, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/17)

Bunun üzerine İsrail, "Öyleyse gidin." dedi. "Yalnız, torbalarınıza bu ülkenin en iyi ürünlerinden biraz pelesenk, biraz bal, kitre, laden, fıstık, badem koyun, Mısır'ın yöneticisine armağan olarak götürün." (Yaratılış, 43:11)

... Ayrıca Davut'la yanındakilerin yemesi için buğday, arpa, un, kavrulmuş buğday, bakla, mercimek, bal, tereyağı, inek peyniri ve koyun da getirdiler. "Halk kırda yorulmuştur, aç ve susuzdur" diye düşünmüşlerdi. (2. Samuel, 17:28-29)

... O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye... götüreceğim. (Mısır'dan Çıkış, 3:8)

... Zeytinyağı, bal ve bütün tarla ürünlerinden bol bol verdiler. Bunun yanı sıra herşeyin ondalığını da bol bol getirdiler. (2. Tarihler, 31:5)

Süt: 

"... Allah bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse, 'Allah'ım bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver' diye dua etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şeyi bilmiyorum." (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, cilt 9, İstanbul 1983, s. 75) 

 "İçilecek şeylerde en çok sütü severlerdi." (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, cilt 2, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 521/18) 

Sisera su istedi, Yael ona süt verdi. (Hakimler, 5:25)

... Yael süt tulumunu açıp ona içirdikten sonra üzerini yine örttü. (Hakimler, 4:19)

... Kendileri için seçtiğim en güzel ülkeye, süt ve bal akan ülkeye... (Hezekiel, 20:6)

Nar:

Mekarim kitabında Resulullah (saa)'ten rivayet edilmiştir: Hazretin en sevdiği meyveler kavun ve nar idi... Bir çok zamanlar narı tane tane yerdi." (el-Mekarim değişik yerlerde zikretmiştir, s. 26-29-30-31; el-Mehasin, s. 433-459; el-Hisal; el-Kafi; el-Müstedrek; ed-Daaim, cilt 2, s. 113)

Kuleyni Ömer b. Eban-ı Kuleyni'nin şöyle dediğini rivayet eder: İmam Bakır ve İmam Sadık (a.s.)'ın şöyle buyurduklarını duydum: "Resulullah (saa) yeryüzündeki meyveler arasında en çok narı severdi." (el-Emâli, cilt 2, s. 294; Emali-i Müfid, s. 114; el-Mekarim, cilt 1, s. 176; el-Kâfî, cilt 2, s. 138 ve cilt 8, s. 168) 

Eşkol Vadisi'ne varınca, üzerinde bir salkım üzüm olan bir asma dalı kestiler. Adamlardan ikisi dalı bir sırıkta taşıdılar. Yanlarına nar, incir de aldılar. (Çölde Sayım, 13:23)

Ambarda hiç tohum kaldı mı? Asma, incir, nar, zeytin ağaçları bugüne dek ürün verdi mi? "Bugünden başlayarak üzerinize bereket yağdıracağım." (Hagay, 2:19)

Zeytinyağı:

"Zeytinyağını yiyiniz ve kullanınız. Çünkü bu yağ mübarektir." (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları, cilt 9, İstanbul 1983, s. 73)

. İnce unla, balla, zeytinyağıyla beslendin. Gitgide güzelleştin, krallığa yaraştın. (Hezekiel, 16:13)

Bana kahinlik edebilmeleri için, Harun'la oğullarını kutsal kılmak üzere şunları yap: Bir boğa ile iki kusursuz koç al. İnce buğday unundan mayasız ekmek, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar yap. (Mısır'dan Çıkış, 29:1-2)

Eğer adam sunusunu Rab'be şükretmek için sunuyorsa, sunusunun yanı sıra zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine zeytinyağı sürülmüş mayasız yufkalar ve iyice karıştırılmış ince undan yağla yoğrulmuş mayasız pideler de sunacak. (Levililer, 7:12)

Eğer sunu saçda pişirilmiş tahıl sunusu ise, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız ince undan yapılmalı. Onu sunarken parçalara ayırıp üzerine zeytinyağı dökeceksin. Bu tahıl sunusudur. Eğer sunu tavada pişirilmiş tahıl sunusu ise, ince un ve zeytinyağıyla yoğrulmuş olmalı. (Levililer, 2:5-7)

Tevrat'ta Peygamberimiz (sav)'in Sünnetine Uygun Diğer Uygulamalar

Akik taşının kullanılması: 

"Hz. Peygamber (sav) komşu devlet hükümdarlarına göndermiş olduğu mektupların altını mühürlemek gayesiyle üzerinde üç satırda "Muhammed Resulullah" yazılı bir mühür kullanmaktaydı. Yazı akik taşı üzerine işlenmiş olup mührün maddesi gümüştendi. Yüzük şeklinde olup Peygamberimiz (sav) onu parmağına takıyordu. Yazdırdığı resmi evrakı mühürlemek için parmağından çıkarır, mühürledikten sonra tekrar takardı." (Gazali, İhyau'l-Ulum)

Efod gibi altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden usta işi bir göğüslük yaptılar. Dört köşe, eni ve boyu birer karıştı, ikiye katlanmıştı. Üzerine dört sıra taş yuvası kaktılar. Birinci sırada yakut, topaz, zümrüt; ikinci sırada firuze, laciverttaşı, aytaşı (beyaz akik); üçüncü sırada gökyakut, agat (akik), ametist; dördüncü sırada sarı yakut, oniks (siyah akik), yeşim vardı. Taşlar altın yuvalara kakılmıştı. Öyle ki, göğüslük efodun ustaca dokunmuş şeridinin yukarısında kalsın ve efoddan ayrılmasın. Tıpkı Rab'bin Musa'ya buyurduğu gibi yaptılar. (Mısır'dan Çıkış, 39:8-13, 21)

Usta işi bir karar göğüslüğü yap. Onu da efod gibi, altın sırmayla, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yap. Dört köşe, eni ve boyu birer karış olacak; ikiye katlanacak. Üzerine dört sıra taş yuvası kak. Birinci sırada yakut, topaz, zümrüt; ikinci sırada firuze, laciverttaşı, aytaşı (beyaz akik); üçüncü sırada gökyakut, agat (akik), ametist; dördüncü sırada sarı yakut, oniks (siyah akik) ve yeşim olacak. Taşlar altın yuvalara kakılacak. İki altın halka daha yap; efodun önündeki omuzluklara alttan, dikişe yakın, ustaca dokunmuş şeridin yukarısına tak. (Mısır'dan Çıkış, 28:15-20, 27)

Mühür yüzüğünün kullanılması: 

Enes b. Malik (ra) anlatıyor: "Peygamber Efendimiz (sav)'in Mühr-i Şerifleri (şerefli, mübarek mühür) gümüşten yapılmıştı. Kaşı ise Habeş taşındandı. Resulullah Efendimiz (sav) yabancı devlet reislerine mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu. Peygamber Efendimiz (sav)'in parmağındaki yüzüğün parıltısı hala gözümün önünde duruyor. Peygamber Efendimiz (sav)'in Mühr-i Şeriflerinin kaşına, üç satır halinde, "Muhammed Resulullah" ibaresi kazınmıştı. Birinci satırda "Muhammed", ikinci satırda "Resul", üçüncü satırda da "Allah" kelimeleri yer alıyordu. (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, cilt 1, Hilal Yayınları, Ankara, 1976, s. 114-117) 

Bir taş getirip çukurun ağzına koydular. Daniel'le ilgili hiçbir şey değiştirilmesin diye kral hem kendi mühür yüzüğüyle, hem soyluların mühür yüzükleriyle taşı mühürledi. (Daniel, 6:17)

Bunun üzerine kral mühür yüzüğünü parmağından çıkartıp. Haman'a verdi. adını ve yüzüğünün mührünü taşıyordu. (Ester, 3:10, 12)

Ama kral adına yazılmış ve onun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. siz yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin. (Ester, 8:8)

KURAN VE TEVRAT'TAKİ BENZER İFADELERDEN BİR KISMI

Herşeyin bir Kitap'ta yazılı olması:

TEVRAT: Gizli yerde yaratıldığımda, yerin derinliklerinde örüldüğümde, bedenim Sen'den gizli değildi. Henüz döl yatağındayken Gözlerin gördü beni; bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden, hepsi Senin kitabına yazılmıştı. (Mezmurlar, 139:16)

KURAN: Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

Allah'ın heryerde iman edenlerle beraber olması:

TEVRAT: "Sana güçlü ve yürekli ol demedim mi? Korkma, yılma. Çünkü Allah'ın Rab gideceğin her yerde seninle birlikte olacak." (Yeşu, 1:9)

KURAN: Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." (Taha Suresi, 46)

İman edenlerin sayısı az da olsa, her zaman galip gelmeleri:

TEVRAT: Kûşlularla Luvlular, çok sayıda savaş arabaları, atlılarıyla büyük bir ordu değil miydiler? Ama sen Rab'be güvendin, O da onları eline teslim etti. (2. Tarihler, 16:8)

KURAN: ... Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 249)

Bin yıllık sürenin Allah Katında bir gün gibi olması:

TEVRAT: Çünkü Senin gözünde bin yıl, aslında geçmiş bir gün, dün gibi, bir gece nöbeti gibidir. (Mezmurlar, 90:4)

KURAN: ... Gerçekten, Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)

Günahkarların simalarından tanınması:

TEVRAT: Yüzlerindeki ifade onlara karşı tanıklık ediyor. Sodom gibi günahlarını açıkça söylüyor, gizlemiyorlar. Vay onların haline! Çünkü bu felaketi başlarına kendileri getirdiler. (Yeşaya, 3:9)

KURAN: (Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar. (Rahman Suresi, 41)

İnsanın imtihan olması:

TEVRAT: Ben Rab, herkesi davranışlarına, yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirmek için yüreği yoklar, düşünceyi denerim. (Yeremya, 17:10)

KURAN: ... Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Biz'e döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

İnkar edenlerin gönderilen elçilerle alay etmeleri:

TEVRAT: Ama onlar Allah'ın elçileriyle alay ederek sözlerini küçümsediler, peygamberlerini aşağıladılar... (2. Krallar, 36: 16)

KURAN: Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik. Onlara herhangi bir elçi gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. (Hicr Suresi, 11)

Allah'ın iman edenlere yakınlığı, dualara icabet etmesi:

TEVRAT: Rab Kendisi'ne yakaran, içtenlikle yakaran herkese yakındır. Dileğini yerine getirir. Kendisi'nden korkanların, feryatlarını işitir, onları kurtarır. Rab korur Kendisi'ni seven herkesi... (Mezmurlar, 145:18-20)

KURAN: Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

İnsanın asıl görevinin, Allah'a kulluk olması:

TEVRAT: ... Allah'tan kork ve O'nun emirlerini tut; çünkü insanın bütün vazifesi budur. (Vaiz, 12:13)

KURAN: Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56 )

Kalplerin katılaşması:

TEVRAT: Kutsal Yasa'yı ve herşeye egemen Rab'bin kendi Ruhu'yla gönderdiği, önceki peygamberler aracılığıyla ilettiği sözleri dinlememek için yüreklerini taş gibi sertleştirdiler. Bu yüzden herşeye egemen Rab onlara çok gazaplandı. (Zekeriya, 7:12)

KURAN: Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil (habersiz) değildir. (Bakara Suresi, 74)

İnsanın asıl görevinin, Allah'a kulluk olması:

TEVRAT: ... Allah'tan kork ve O'nun emirlerini tut; çünkü insanın bütün vazifesi budur. (Vaiz, 12:13)

KURAN: Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56 )

İnkar edenlerin peygamberleri öldürmeleri:

TEVRAT: ... (Halk) söz dinlemedi, Sana başkaldırdı. Yasa'na sırt çevirdiler, Sana dönmeleri için kendilerini uyaran peygamberleri öldürdüler... (Nehemya, 9:26)

KURAN: ... Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi. (Bakara Suresi, 61)

İman edenlerin Allah'ın yarattıkları üzerine derin düşünmeleri:

TEVRAT: (Rab'bin) Yaptıkları üzerinde derin derin düşüneceğim, bütün işlerinin üzerinde dikkatle duracağım. (Mezmurlar, 77:12)

KURAN: Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

Allah'ın hükümlerini kimsenin değiştirememesi:

TEVRAT: Allah'ın yaptığı herşeyin sonsuza dek süreceğini biliyorum. Ona ne bir şey eklenebilir ne de ondan bir şey çıkarılabilir... (Vaiz, 3:14)

KURAN: Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir. (En'am Suresi, 115)

Dünyevi zenginlik ahirette kişiye fayda sağlamaz:

TEVRAT: Rab'bin gazap gününde, altınları da gümüşleri de onları kurtaramayacak. Rab ülkede yaşayanların hepsini korkunç bir sona uğratacak. (Sefenya, 1:18)

KURAN: Şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (Al-i İmran Suresi, 10)

Allah'ın nimetlerinin sayılamayacak kadar çok olması:

TEVRAT: Ya Rab, Allah'ım, harikaların, düşüncelerin ne çoktur bizim için; Sana eş koşulmaz! Duyurmak, anlatmak istesem yaptıklarını, saymakla bitmez. (Mezmurlar, 40:5)

KURAN: Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 18)

Allah'ın dilediğini yüceltip, dilediğini alçaltması:

TEVRAT: Hakim olan ancak Allah'tır, birini alçaltır ve birini yükseltir. (Mezmurlar, 75:7)

KURAN: Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (Nisa Suresi, 49)

TEVRAT: O kimini yoksul, kimini varlıklı kılar; kimini alçaltır, kimini yükseltir. Yeryüzünün temelleri Rab'bindir. (1. Samuel, 2:7-8)

KURAN: De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)

İnsanların kendi yaptıkları kötülüklerin cezasını çekmeleri:

TEVRAT: Başımıza gelenlere yaptığımız kötülükler ve büyük suçumuz neden oldu. Sen, ey Allah'ımız, bizi hak ettiğimizden daha az cezalandırdın... (Ezra, 9:13)

KURAN: Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah) Çoğunu da affeder. (Şura Suresi, 30)

Ahlakı bozuk kişilerin kaş göz hareketleri ile anlaşmaları:

TEVRAT: Ağzında yalanla dolaşan kişi, soysuz ve fesatçıdır. Göz kırpar, bir sürü ayak oyunu, el kol hareketleri yapar. Ahlaksız yüreğinde kötülük tasarlar, çekişmeler yaratır durmadan. (Süleyman'ın Özdeyişleri, 6:12-14)

KURAN: Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline. (Hümeze Suresi, 1)

İnkar edenlerin gözlerinin ve kulaklarının duyarsızlaşması:

TEVRAT: "Git, bu halka şunu duyur" dedi, "'Duyacak duyacak, ama anlamayacaksınız, bakacak bakacak, ama görmeyeceksiniz!" (Yeşaya, 6:9)

TEVRAT: Rab bana şöyle seslendi: "İnsanoğlu, asi bir halkın arasında yaşıyorsun. Gözleri varken görmüyor, kulakları varken işitmiyorlar. Çünkü bu halk asidir." (Hezekiel, 12:1-3)

KURAN: Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

TEVRAT: Ey sağırlar, işitin, ey körler, bakın da görün!... Pek çok şey gördünüz, ama aldırmıyorsunuz, kulaklarınız açık, ama işitmiyorsunuz. (Yeşaya, 42:18, 20)

KURAN: Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin? (Zuhruf Suresi, 40)

İman edenlerin kötülüğe iyilikle karşılık vermeleri:

TEVRAT: Düşmanın acıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın ve Rab seni ödüllendirir. (Mezmurlar, 25:21-22)

KURAN: İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34) 

Allah'ın rızık veren olması:

TEVRAT: Herkesin umudu Sen'de, onlara yiyeceklerini zamanında veren Sensin... Bütün canlıları doyurursun dilediklerince. (Mezmur 145:15-16)

KURAN: Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)

Hiçbir şeyin Allah'tan gizli kalmaması:

TEVRAT: (Allah) Derin ve gizli şeyleri ortaya çıkarır, karanlıkta neler olduğunu bilir, çevresi ışıkla kuşatılmıştır. (Daniel, 2:22)

TEVRAT: Allah her işi, her gizli şeyi yargılayacaktır, ister iyi ister kötü olsun. (Vaiz, 12:14)

TEVRAT: Akılsızlığımı biliyorsun, ey Allah, suçlarım Senden gizli değil. (Mezmurlar, 69:5)

KURAN: Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir. (Taha Suresi, 6-7)

KURAN: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (İbrahim Suresi, 38)

KURAN: Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Mülk Suresi, 13)

Hiç kimse başkasının günahını yüklenemez:

TEVRAT: . Oğul babasının suçundan sorumlu tutulamaz, baba da oğlunun suçundan sorumlu tutulamaz. Doğru kişi doğruluğunun, kötü kişi kötülüğünün karşılığını alacaktır. (Hezekiel, 18:20)

KURAN: Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez... (İsra Suresi, 15)

Allah'a tevekkül etmeyenlerin örneği:

TEVRAT: Allah'ı unutan herkesin sonu böyledir, Allah'sız insanın umudu böyle yok olur. Onun güvendiği şey kırılır, dayanağı ise bir örümcek ağıdır. Örümcek ağına yaslanır, ama ağ çöker, ona tutunur, ama ağ taşımaz. (Eyüp, 8:13-15)

KURAN: Allah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi. (Ankebut Suresi 41) 

İyilik veya kötülük yapanlar karşılığını alacaklardır:

TEVRAT: Doğru kişiye iyilik göreceğini söyleyin. Çünkü iyiliklerinin meyvesini yiyecek. Vay kötülerin haline! Kötülük görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar. (Yeşaya 3: 10-11)

KURAN: Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. Kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 26-27) 

Suçlular hemen cezalandırılacak olsaydı, yeryüzünde kimse kalmazdı:

TEVRAT: Derinliklerden Sana sesleniyorum, ya Rab... Ya Rab, Sen suçların hesabını tutsan, kim ayakta kalabilir, ya Rab? (Mezmurlar, 130:1-3)

KURAN: Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)

Allah'ın birliği:

TEVRAT: Sonunda dünyanın bütün ulusları bilsinler ki, tek Allah Rab'dir ve O'ndan başka Allah yoktur. (1. Krallar, 8:60)

KURAN: Sizin İlahınız tek bir İlahtır; O'ndan başka İlah yoktur... (Bakara Suresi, 16) 

Allah'ın Esirgeyen, Seven olması:

TEVRAT: ... "Ben Rab'bim" dedi, "Rab, acıyan, lütfeden... sevgisi engin... Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, isyanlarını, günahlarını bağışlarım..." (Mısır'dan Çıkış, 34:6)

TEVRAT: Bütün suçlarını bağışlayan... O'dur... Rab sevecen ve lütfedendir... Sevgisi engindir. (Mezmurlar, 103:3-8)

KURAN: "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir." (Hud Suresi, 90)

KURAN: O, çok bağışlayandır, çok sevendir. (Büruc Suresi, 14) 

Allah'ın Kendi yolunda olanları başarıya ulaştırması: 

TEVRAT: Allah'ın Rab'bin verdiği görevleri yerine getir. O'nun yollarında yürü... Allah'ın kurallarına, buyruklarına, ilkelerine ve öğütlerine uy ki, yaptığın herşeyde ve gittiğin her yerde başarılı olasın. (1. Krallar, 2: 3)

KURAN: Kim Allah'ı, Resulünü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56) 

Allah yeri, göğü ve ikisi arasındakileri yaratandır:

TEVRAT: Yeri, göğü, denizi ve içindeki herşeyi yaratan... O'dur. (Mezmurlar, 146:6-7)

KURAN: Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Secde Suresi, 4) 

İman edenlerin Allah'a umutla bağlı olmaları:

TEVRAT: Umudunu Rab'be bağla, güçlü ve yürekli ol; umudunu Rab'be bağla! (Mezmurlar, 27:14)

TEVRAT: Sana umut bağlayan hiç kimse utanca düşmez... Bana gerçek yolunda öncülük et, eğit beni; çünkü beni kurtaran Allah Sen'sin. Bütün gün umudum Sen'de. (Mezmurlar, 25:3-5)

KURAN: (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin... (Zümer Suresi, 53)

KURAN: Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler." (Zümer Suresi, 9) 

Kulakları ve gözleri yaratandır:

TEVRAT: İşiten kulağı da gören gözü de Rab yaratmıştır. (Özdeyişler, 20:12)

KURAN: O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Müminun Suresi, 78) 

Herşeyin Allah'ın emriyle anında olması:

TEVRAT: ... O söyleyince, herşey var oldu; O buyurunca, herşey belirdi. (Mezmurlar, 33: 9)

KURAN: Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117) 

Hidayet veren (doğru yola erdiren) Allah'tır:

TEVRAT: Yaptığın her işte Rab'bi an, O senin yolunu düze çıkarır. "Bütün yollarında onu tanı, O da senin yollarını doğrultur." (Süleyman'ın Meselleri, 3:6)

KURAN: Yolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. (Nahl Suresi, 9) 

Allah, Kendisi'ne sığınılandır:

TEVRAT: Şöyle dedi: "Rab benim gücüm, sığınağım, kurtarıcımdır... Kendisi'ne sığınan herkesin kalkanıdır (koruyucusudur). (2. Samuel, 22:2, 31)

TEVRAT: Rab iyidir, sığınaktır sıkıntı anında. Korur Kendisi'ne sığınanları. (Nahum, 1:7)

KURAN: Sana Rabbinin kitabından vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın. (Kehf Suresi, 27)

KURAN: De ki: "Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam." (Cin Suresi, 22) 

Kıyamet günü yeryüzünün düzleşmesi:

TEVRAT: Her vadi yükseltilecek, her dağ, her tepe alçaltılacak. Böylelikle engebeler düzleştirilecek, sarp yerler ovaya dönüştürülecek. O zaman Rab'bin yüceliği görünecek... Bunu söyleyen Rab'dir." (Yeşaya, 40:4-5)

KURAN: Dağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları birarada toplamışız da, içlerinden hiçbirini dışarda bırakmamışızdır. (Kehf Suresi, 47) 

Yaşatan ve öldüren Allah'tır:

TEVRAT: Artık anlayın ki, Ben, evet Ben O'yum, Ben'den başka Allah yoktur! Öldüren de, yaşatan da, yaralayan da, iyileştiren de Benim... (Yasa'nın Tekrarı, 32:39)

TEVRAT: Rab öldürür de diriltir de... (2. Samuel, 2: 6)

KURAN: O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? (Müminun Suresi, 80)

KURAN: Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur. (Necm Suresi, 44) 

Allah'ın bütün canlıları insanlara nimet olarak vermesi:

TEVRAT: İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. (Yaratılış, 1:29)

TEVRAT: Bütün canlılar size yiyecek olacak. Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum. (Yaratılış, 9:3)

KURAN: Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. (Nahl Suresi, 5)

KURAN: Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz... (Nahl Suresi, 13-14) 

Allah'ın dilediğini yüceltip, dilediğini alçaltması; dilediğine mülk vermesi:

TEVRAT: Hakim olan ancak Allah'tır, birini alçaltır ve birini yükseltir. (Mezmurlar, 75:7)

TEVRAT: O kimini yoksul, kimini varlıklı kılar; kimini alçaltır, kimini yükseltir. Yeryüzünün temelleri Rab'bindir. (1. Samuel, 2:7-8)

KURAN: De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)

KURAN: Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, 'bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar. (Nisa Suresi, 49) 

İman edenlerin Allah'tan başka kimseden korkmamaları:

TEVRAT: Kuvvetli olun ve yürekli olun, korkmayın ve onların yüzlerinden yılmayın, çünkü seninle beraber yürüyen (sana destek olan) Allah'ın Rab'dir, seni boşa çıkarmaz ve seni bırakmaz. (Yasa'nın Tekrarı, 31:6)

TEVRAT: ... Ve senin önünde yürüyen (sana yol gösteren) Rab'dir. O seninle olacak, seni boşa çıkarmaz ve seni bırakmaz, korkma ve yılgınlığa düşme. (Tensiye 31:8)

TEVRAT: Güçlü ve yürekli olun! Asur Kralı'ndan ve yanındaki büyük ordudan korkmayın, yılmayın. Çünkü bizimle olan, onunla olandan daha üstündür. (2. Tarihler, 32: 7)

KURAN: Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz." Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." (Taha Suresi, 45-46)

KURAN: Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin." (Fussilet Suresi, 30)

Göklerdeki düzen:

TEVRAT: Başınızı kaldırıp göklere bakın. Kim yarattı bütün bunları? Yıldızları sırayla görünür kılıyor, her birini adıyla çağırıyor. Büyük kudreti, üstün gücü sayesinde hepsi yerli yerinde duruyor. (Yeşaya, 40:26)

KURAN: O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4) 

Allah'ın insana şekil vermesi:

TEVRAT: ... Ey akılsız ve bilgelikten yoksun halk? Sizi yaratan, size biçim veren... Yaratıcınız O değil mi? (Yasa'nın Tekrarı, 32:6)

KURAN: "Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın." (Hicr Suresi, 29)

KURAN: Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 6)